“Nereye gidiyoruz?”diye sordu Cemal. Ne cesur adam bu
Cemal, aptal Cemal. Cemal abi, nereye gidiyor olduğumuzu bilsek gitmeyiz, değil
mi? Ama işte sordu bir kere, cevap vermek gerekir şimdi bu adama. Doğruldum,
bir iki öksürüp sesimi açtım “sikiş var Cemal abi, oraya gidiyoruz” dedim.
Duydu
mu?
Hayır.
Gördü
mü?
Hayır.
Kalktı
ayağa, pembe, yırtık kanepeye fırlattığı ceketine uzanıp, aldı. Kollarını
geçirmeden, sırtına taktı. Aynanın karşısına geçip “nereye gidiyorsun Cemal,
bak kadın terk etti seni, yeni bir kadın bulasıya kadar 31 e devam. Nereye
gidiyorsun Cemal, arabanı sattın, yeni bir araba alana kadar tabana kuvvet,
yürümeye devam. Nereye gidiyorsun Cemal, ruhunu şeytana sattın, yeni bir tane
bulana kadar insanmış gibi yaşamaya devam”
Sonra
sırtından ceketi fırlatıp, sesini yükselterek “nereye gidiyorsun Cemal,
kerhanelere mi, meyhanelere mi, yoksa uzak köylerde kızını üç-beş kuruşa
siktiren adamlar bulmaya mı? Yok uzak köylerde öyle adamlar Cemal, sen adam
mısın CEMAL” dedi, bağırarak söyledi sonunda. Dizlerinin üzerine düştü, bir
dizini kucağına çekip, yüzünü yasladı, ağladı.
Ağlama
be Cemal abi, geçer bu varoluş sancısı. Hem senin varlık sebebini sikeyim be
Cemal abi, yeter ki ağlama.
Doyana
kadar ağladı.
Kalkıp,
aslı beyaz, nihayeti kirden siyaha bozmuş gri koltuğuna oturup, bilgisayarını
açtı. Bir iki şarkı dinleyip, sigara içti.
Porno izledi.
Odanın
hiçbir yanında cam yok. Duvarın birine masa yaslanmış. Ladin ağacından
yapılmış, daha doğrusunu söylemek gerekirse masa olsun diye yontulmuş ama
kullanıla kullanıla estetiğini bulmuş bir masa. Eski, çizilmiş, cilasız ve elbette
boyasız masa.
Masanın
önünde İtalyan tasarımı, bizon derisi ile kaplı, zümrüt yeşili taşlar ile
süslenmiş, geniş bir koltuk var. Tahtı andırıyor. Ki önündeki masayla uyumsuzluğunu
tekrar belirtmeme gerek yok. Ve pembe, yırtık pırtık kanepe ve aslı beyaz,
nihayeti kirden siyaha bozmuş gri koltuk.
Sibel’i
aradı, “bir şeyler içelim, ne zamandan beri görüşmüyoruz, soğuk bir şeyler veya
sıcak bir şeyler, içelim Sibel” dedi.
“Müsait
değilim Cemal, ölümden yeni döndüm biliyorsun, sıradanlığa alışmak için birkaç egzersiz
önerdi doktor, onları yapacağım. Hem annem gelecek yarın, temizlik yapmam lazım”
“sikmeyecez
ya, ne olur lan 2 saat otursak, kimse yok, hiç kimse yok”
“bana
kaldıysan ölmüşsün Cemal, Cemal abi”
Kapattı
telefonu.
“Nereye
gidiyoruz, sanki Marstan üzerimize işeyen zenci uzaylıların varlığı konusunda
şüpheye düşmüş gibiyiz, hâlbuki eminiz, böyle bir şey yok,
Nereye
gidiyoruz, İskandinav ülkelerinde Adolf Hitler tarafından gizlenen bir laboratuarda
zombiler mi türedi, yeşil elbiseler giyen, beyaz tenli, iri memeli zombiler,
hayır tabi!
Öyle
ise nereye gidiyoruz?” diye bağırdı.
Anlıyor
musunuz? Yalnızlık böyle bir şey. İnsan, beyninin içine bozuk kimyasallar
damlıyormuş gibi hissediyor.
Dışarı
çıktı, hava soğuk, ceketine iyice sarıldı, rüzgârlı hava. Sigara içmek pek güç,
bir Pub’a girdi. Arkasından daldım ben de. Eteğinden sıkıldığını, çıkarmak
istediğini, bunun sorun olup, olmayacağını söyleyen, siyah saçlı, mavi gözlü Arap
kadın ile karşı karşıya duruyordu.
“Sorun
olmaz,” dedi Cemal abi “ama kalçaların güzel mi, güzel değilse biraz daha
sabret, az sonra kapatırlar burayı, çıkar gideriz, evde çıkarırsın, hem bir temiz sikerim seni”
“Kalçalarım
güzeldir merak etme, utandırmam”
Dudağından
öptü kadını, kendini müziğe kaptırdı biraz. Dans, balans, dans, balans, dans,
balans diye bağırıyordu.
LSD
aldı biraz, göz bebekleri büyüdü, ölecek lan bu adam! Diğer herkes gibi ölecek,
bir anda tüm ses kesildi. “Benim annem öldü” diye bağırdı genç adam, kestane
rengi saçları vardı. Herkes donakaldı. Ben de şaşırdım. Bu kalabalık
içerisinde, herkes “dans, balans, dans, balans, dans, balans” diye bağırırken,
ne demek bu şimdi?
Cemal
abi belinden Alman Walther P99 çıkardı, arka arkaya 4 kere tetiğe bastı. 4
kurşun da genç adamın yüzüne isabet etmişti.
Korkusuz
Cemal, birazdan yakalayacaklar seni. Kaçmayı düşündü, kapıya doğru koşmaya
başladı, ayağı bir yerlere takıldı.
Yere
düştü, yüz üstü düştü. Burnu yere çarpmıştı, aklına intihar etmek geldi. Kafama
dayadı silahı, Alman Walther 99. Namlusu sıcacık. Zeynep’i sikmiştim, onun
amcığı gibi sıcacık. “Ölmek ne garip şey anne” diyen adamın sesi kadar sıcacık.
Zeynep nereden geldi aklıma, bu kargaşada. Ne yapıyor acaba şimdi.
Tetiğe
bastı. BAM!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder