Konuşmayı unutmuş gibiydi.Etrafında Doluca ve Angora marka dört şişe vardı. Salonun farklı bölgelerine dağılmış üç kadeh. Perdeler içerde ölüm varmışcasına sıkı sıkıya çekili. Her şeyin kokusu birbirine girmiş. Geçen geceyi anımsamaya çalışıyor adam. Kadehlerden biri televizyon sehpasına konulmuş, belli ki bu adamın kadehi. Hep oraya koyar. Biri üçlü koltuğun dibinde yan yatmış. Birkaç damla şarap lekesi, orada kadehin öldürüldüğünü işaret edercesine duruyor. Polisler az sonra gelip olay yeri inceleme şeridini çekecek sanki. Etraf bu sarı şeride oldukça müsait görünüyor. Adamın dikkatini çeken son kadeh ise sehpaya özenle konulmuş. Altında bardak altlığı bile var. Bir kadın dudağı değdiği besbelli, öylesine özenli duruyor. Az sonra ortalığı toplama girişiminde bulunacak olan adam, kadehi eline aldığında koyu kırmızı ruj izlerini fark edecek. Kadehin belli bir kenarına ustaca değdirilmiş dudak izleri. Dünya kadınlar olmasa çok dağınık ve kaotik olurdu. Biz erkekler, kadehin hangi kenarına dudağımızı değdireceğimizi bile bilemeyiz. Oysa kadınlar bu konuda bile mutabakat sağlamışcasına hareket ederler. Ruj izlerinin lokasyonu, kadehi tutan elin hangi el olduğuna bağlı olarak değişecek olsa bile tek bir noktaya sabittir. Bu bir kadın kadehi, ötesini hatırlamak henüz adamın elinde olmasa bile.
Doğruldu. Kadının kadehini eline alıp bir süre inceledi. Sonra aldığı yere, bardak altlığının üstüne bıraktı. Bir şeyler bitmişti. Biten şeylerin ömrü sinmişti evin kokusuna. Hissedebiliyordu. Zorlamalıydı hafızasını, hatırlayacaktı.
Kadıköy’ün kalabalık sayılacak mevkiilerinden birindeki evde bir ayrılık ancak böyle anlaşılabilirdi.
Hafızasını zorladı.
Kadının kadehi sakince sehpaya koyuşu.
Son bir yudumu ihmal etmeden deri ceketini giyişi.
Biraz daha geri gidebilirdi adam. Hayır, hala parça parça her şey.
Kadının titreyen bakışları.
Biraz daha geri, ne konuşuyordunuz? Yanınızda kim vardı?
Hatırlamıyorum memur bey, avukatımı çağırın.
Avukat BARO’ya bağlı mıydı ve hakikaten bir avukatı var mıydı meçhul. Evde işlenen bir kadeh cinayeti ve bir de evin içine sinmiş ölü ilişki kokusu var. Emniyet delil niteliğinde sayılabilecek her şeyi özenle toplayıp poşet dosyalara yerleştiriyor. Sıradan insanların ancak A4 kağıt koymayı akıl edebileceği poşet dosyalara polisler, havada uçuşan ölü cümleleri ve o pis bitmiş ikili ilişki kokusunu sığdırıyordu. Poşet dosyanın ağzı çift taraflı bantlarla kapatıldı. Polisler, adamın elini kelepçeledi. Henüz on beş gündür bu onurlu işi yapan yeniyetme sarışın memur en son evden çıkan oldu. İki polis memuru adamın koluna girmişti. Yeniyetme memur evin kapısını kapatıp kilitledi. Anahtarı adamın cebine koydu.
Çeyrek saat sonra emniyet müdürlüğünde ifade veriyordu.
Hatırlamıyorum memur bey. Çok sarhoştum. Sadece ceketini giyişi ve gidişi var gözümün önüne gelen.
Kadın üst katta bir monitörden adamın ifadesini izliyordu. Yanında iki kadın polis memuru var. Biri kumral memurlardan, diğeri pek kendine bakmamış. Yakın zamanda bıyıklarını aldırmayı unutmuş gibi.
Hatırlamıyor olması çok normal, dedi kadın yanındaki kumral memura. Diğeriyle daha hiç konuşmadı. Çirkin kadınlarla muhatap olmazdı. Erkeklerin ise en çirkinlerini özenle ve özellikle seçerdi. Çirkin erkek özveriliydi ona göre. Yanılmış olmalıydı bu sefer.
Adam gözlerini kapatıp düşündü. Saçma tartışma geldi gözünün önüne. Adam kadına yetemediğini hissediyordu. Evet, anahtar kavram. Yetememek. Tartışma bundan mı başlamıştı? Hayır. Adam sadece ayrılmak istiyordu.
Neden sonra adamın aklına gelen her şey, bir tişörtün eteklerine toplanan eriklerin yerçekimine karşı koyamayışı gibi dökülmeye başladı dilinden. Anlattı tüm geceyi. Sadece kadeh cinayetini işleyen kişiyi hatırlayamıyordu. Kadehi kim devirdi? Bilmiyorum memur bey, inanın bilmiyorum.
Kadın biliyordu. Kadın her şeyi biliyordu.
Tutanaklarda kadının ifadesi:
Bana kendini sevdirme biçimi çok farklıydı. Tanıdığım hiçbir erkeğe yahut erkek gibi görünen canlıya benzemezdi. O karşının adamıydı. Bundan olsa gerek karşı olan her şeye kendini adapte etmeye hazırdı. Durmadan, dinlenmeden konuşur ve bana her şeyini anlatırdı. Anlatmadığı hiçbir şey olmazdı. Geçen geceye kadar. Geçen gece sustu. Konuşmadı. Anlatmadı. Sustu. Saçlarına dokunmama izin vermedi. Gözlerine baktım, anladım. Bana bitmişti. Beni bitmişti. Yapılacak bir şey yoktu. Sustu, Susuyordu. Susmanın yasak olduğu tabelaların altında bile susuyordu. Sadece susuyordu. Kadeh cinayetinin faili bir adamdı. Hayır, kim olduğunu söyleyemem. Ancak bir adamdı. Yakınlardaki MOBESE kameralarınn işinize yarayacağını sanmıyorum. O, hep o evdeydi. Susuyordu ama sakin değildi.(…)Evet memur bey, beni sessizce terk etmek gibi bir girişimde bulundu. Hayır, şikayetçi değilim. Sadece yalnızlığımdan şikayetçiyim.
Neden sonra memurlar kadına teşekkür edip onu serbest bıraktılar. Kadın, Kadıköy’den karşıya köprüyü kullanmadan ve vapurdaki çiftlerle yüz göz olmadan geçmenin bir yolu olmayışına sövdü. Tanrım, yok. Yine de vapur kadar acı vermeyecek yollardan birini seçip evine döndü.
Adamın ifadesi tamamlanmak üzereydi. Terk ettiği bir kadının bulunduğuna anlam veremiyordu. Hele ki bu kadının o kadın olduğuna asla anlam veremiyordu. Sustu. Genç memur sorgu odasının kapısını açtı. Adam tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılacak nöbetçi mahkeme tarafından. Bıraktılar.
Kadeh cinayetinin sonuçsuz kalmasından endişelenen adam ne yapacağını bilemez bir halde evine döndü. Cep telefonuna baktı, iki mesaj ve üç cevapsız çağrı.
Köprüyü geçti, kadınla buluştu. Yağmur yağmıyordu, güneş yoktu, bulut yoktu, ay yoktu, hiçbir şey yoktu.
Çimlere oturdular sırtlarını birbirine dayayıp. Sustular. Beraberce sustular. Asla konuşmayacaklardı. Anlaşmış gibiydiler.
Nice saat sonra sessizlik rahatsız etti. Kalktılar. Gözleri birbirine temas etti, 5 saniye. Yolları ikiye ayrıldı. Adam şu tarafa gitti, kadın bu tarafa.
Kadın adamın hakkında çokça şey duydu. Hepsine inandı.
Adam kadının hakkında hiçbir şey duymadı, kulakları tıkalıydı.
Kadeh morga kaldırıldı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder