*bir keresinde, 8 yaşımdayken, babam beni sevmeye karar vermişti. kahveye gidiyoruz. herkes çay içiyor. “bana bir çay, bu delikanlıya da bir oralet” diyor. herkesin çay içtiği yerde turuncu renkli bir şey içiyorum ve şekerli. o farklılık duygusu hoşuma gidiyor.
*denizi ilk gördüğüm zamanı unutamıyorum. saatlerce suyun içinde oturmuştum. yüzme bilmiyordum.
*bir keresinde, arkadaşlarımdan biri, “ne biçim koç burcusun sen, bildiğin balıksın, balık” demişti bana. esquire ve rogue okuyordu. bense gazeteye sadece muhabbet kuşumun altına serdiğimde göz gezdiriyordum.
*barmen, cüzdanın boşalıp, mesanen ve bardağın dolana kadar ilgileniyor seninle. kasiyer kız para üstünü vermiyor. 5 kuruş para üstünü almanın verdiği gerginlik beni strese sokuyor.
*ilk sigaramı bisiklet cantlarının arasına pet şişe sokup motosiklet efekti yakaladığımız yıllarda içtim. on üç yaşındayım. maltepe. annem gelip elime vuruyor. arkadaşlar falan var. utanıyorum. arkadaşlardan değil annemden utanıyorum.
iki ay sonra, babam “içiyorsun madem daha az zehirlen” diyerek samsun almıştı bana.
*babam, annem, öğretmenlerim, sevgililerim.. istediğiniz gibi biri olamadım. her biriniz kafanızdaki adam gibi şekillendirmeye çalıştınız beni. başarısız bir hayat projesi oldum çıktım sonunda.
*bir keresinde, traş olurken, tanrıyı gördüm. yüzümü bile kesmemiştim üstelik.
*okulu seviyordum. az da olsa itaat ediyordum ama, beni evden uzakta tutuyordu. sayıları hep sevdim. az malzemeyle çok iş yapıyordun. basit yemekleri severim o yüzden. mesela makarna.
*okumayı geç öğrendim. harf harf okuyordum, ızdırabını sikeyim. bir sene gerizekalı muamelesi gördüm. dedim ya, ben hep sayıları sevdim. edebiyat benim için bir ütopyadan ibaret.
*insanları yalan söylerken gözlemlemeyi seviyorum, ilgiyle dinliyorum. olmak istedikleri insanı anlatıyorlar sana. eğlenceli iş.
*hayatım bir aralar futbol programlarından farksızdı. oynayan bendim, koşan, ter döken, ceza alanına çapraz koşu yapan bendim. yenilen, kazanan bendim. ama benim dışımda kalan herkes yorum yapıyordu.
*mevlevi dervişleri, kefenlerini sarık yapıp başlarında taşırmış. benim odamdaki halı bir metrekare bile değil. ben ölsem, nerede nasıl gömülürüm?
* “she just wants to love herself” diyor kayıp kuşağın mavi gözlü soluk ozanı kurt cobain. bütün ikili ilişkilerin hasılası bu adeta. öznesi değişmeyen, nesnesi bilinmeyen zamanlarda çarmıha gerilmiş. akreple yelkovan arasına sıkışmış binlerce ruh. her şey tek bir ekinoks tarihine bakıyor. gölge boyuna, meridyenlere dayanan, annenizin pazar sabahı hazırladığı kahvaltıdan başlayıp bir gün ayrılmak zorunda olduğunuz oyuncak ayıya kadar uzanan.
*çirkin olmak, güzel kadınları pek de ciddiye almamakla sonuçlanıyor. vitrindeki telefonlara bakar gibi işte. telefonu görüyorsun, “hmm güzelmiş” deyip geçiyorsun. nasılsa almayacak olmanın verdiği rahatlık var üstünde. lise dönemlerinde ne yapıp ne edip okulun en güzel kızlarından birine vuruldum. sebebi çok basitti, kız güzeldi işte. garnizon komutanıydı babası. kızın geçtiği yollardan geçmemeye çalışıyordum. hem seviyor hem utanıyordum. nihayet açılacak oldum, kız “arkadaşlığımızı kaybetmek istemiyorum” demişti. hem de bunu hiç tanışmadığımız halde söylemişti.
*sürekli meşgulmüş gibi yapanların, kulağında kulaklıkla çok önemli şeyleri konuşuyormuş gibi ve oksijen alışverişi buna bağlıymışçasına bağıra çağıra konuşanların, iğrenç kadın erkek ilişkilerinin, birinin yatağında, başka birinin evinde, bir sahilde uyanarak, uyuyarak, terli nefes alarak, telaşla konuşularak yaşanan ilişkiler, herkesin kafayı güçlü görünmekle bozduğu, farkedilmek için götünü yırtan ve siklemezmiş gibi görünmeye çalışanların, ölsem üzerime gazete bile sermeyecek olan insanların gezegeninde yaşamak yüzyılın en büyük vebası.
*otobüs yolculukları çok ilginç. hayır, işin romantik kısmına girmeyeceğim. bildiğin ilginç. hiç tanımadığın, muhtemelen bir daha görmeyeceğin insanların derdini dinliyorsun, sigarasını içiyorsun. ilk büyük terminalde sonlanan mola arkadaşlıkları. koltuk arasına sıkıştırılarak uyunan non-ortopedik uykular.
*hayatımı kimsenin uğraşmaya tenezzül etmeyeceği şeylerle geçiriyorum. hayvanlardan en çok köpekleri, insanlardan en çok çocukları seviyorum.
*dünyanın en zor şeyi nedir diye sorsalar, berberde saçım kesilirken aynanın yansımasından televizyon izlemeye çalışmak derim.
*bir aralar ciddi ciddi, marketten büyük bir kutu isteyip yanlarına iki delik açarak içinde yaşamayı düşündüm. anne rahmine geri dönmek istemek olarak açıkladı bunu bir psikolog arkadaşım. “siktir lan” deyip biramdan bir yudum daha aldım.
*bir insanı tanımak istiyorsanız ona kitap ödünç verin. sonrasında kitaba nasıl muamele ettiğine bakın. kitap geri gelmiyorsa, arkadaşlığınızı revize edin.
*apartmanın kapıcısına baya üzülüyordum, geçen oturduk muhabbet ettik adam benden iyi kazanıyor onu fark ettim.
*sahi, nasıl oluyor bu işler?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder