Nefesini bıraktı. Fırlattığı mızrağın ceylanı bulması için sustu. Bir dua gibiydi susuşu, tanrılara sarılmak gibiydi. Mızrak ceylanın boynunu buldu. Ceylan dilini ısırarak yere yıkıldı. Oğulları Nomi ve Gaya babasına baktı. Alkhar gülümsedi." Başardık! Hadi yüklenip Zellan'a götürelim. Gaya, bir taştan diğerine atlayarak iniyordu. Sapsarı saçlarını savurarak kardeşine ve babasına bakarak gülümsedi. " Siz böyle yavaş yavaş adım atarsanız sabah ancak tepeden inmiş olursunuz" Alkhar dalgın bir şekilde gülümsedi.
Alkhar yaşamının en büyük kıtlığına tanık oluyordu. Zeytin ağaçları bu sene az hasat vermişti, Kuraklık hayvan çiftliklerini de vurmuş, çoğu hayvan salgın hastalıklardan telef olmuştu. Ölümsüzler tanrılara bu dönem daha az yiyecek götürecekti. Karşı kıyıdan gelen gemiler dolmazsa, ölümsüzler tanrıların diyetlerini alacaktı. Ya Nomi veya Gaya'yı seçerlerse? " Tanrılar adildir" diye geçirdi içinden. Bu gülüşmelerin sonu gelmeden tepelikten inip ağaçlara karışmışlardı. Gök kendini karartıp güneşi kaybetti. Bir ay doğurdu etrafına ve ormanlarca yıldız..
Alkhar, ormanın sesinden çocuklarının ayak sesini ayırmak için onların ayaklarını izleyerek yürüyordu. Orman, tanrıların Zellan halkına sunduğu bir hayat kaynağıydı. Tanrılar tüm cömertliğini burada gösteriyordu, tüm lanetini de..
Zellan halkı beş gün boyunca, zeytinliklerde, bağlarda, ve hayvan çiftliklerinde çalışır; beş günün sonunda bir gün boyunca avcılık ve toplayıcılık yaparlardı. Tanrıların mülklerine el sürmeleri yasaktı. Bu av gününde elde ettikleri tüm yiyecekler sonraki av gününe kadar yetmeliydi. Eğer yetmezse Ruhban'dan ağır faizler karşılığında borç alınırdı. Her hane kendi avından sorumluydu. Ruhban'a borcu olmayan hane sayısı bir elin parmaklarını geçmezdi. Eğer bir hane avını tamamlayamazsa Zellan'a gidene kadar onları öldürüp ellerindekileri alabilirdi. Tanrılar Zellan halkına öldürmeyi yasaklamıştı. Ama Alkhar, ormanın içinde tanrıların yasaklarının geçmediğinin farkındaydı. Ne olacaktı ki, vahşi hayvanlar saldırdı derler olur biter.. Zaten kıtlık yüzünden insanlar yiyecek bulmakta zorlanıyordu. Sırtındaki ceylan dünyalara bedeldi.
Bir çıtırdı duydu Alkhar, yabancı bir çıtırtıydı bu. Bir ayak sesiydi. Alkhar sırtındaki ceylanı yere bırakıp Nomi'nin elinden mızrağını kaptı ve arkasına döndü. Yan hanenin beyi Parraktum ile burun buruna geldi. Parraktum'un yüzü asıktı. Elinde zayıf bir keklik vardı. Parraktum için de Ruhban'ın yolu gözükmüştü. " Alkhar, hadi yolumuza devam edelim anneciğim merak etmesin.
Tanrılar Alkhar'ın annesini ve Parraktum'un babasını aynı yıl kendi ülkelerine katmıştı. Birbirlerine destek çıkarak bugünlere gelmişlerdi. Alkhar Parraktum'dan cüsse olarak daha kalıplıydı ve daha kararlıydı. Parraktum, diğer bütün Zellan halkı gibi Alkhar'a saygı duyuyordu. Çünkü Alkhar'ın babası bir ölümsüzdü. Uzun yıllar önce, bir hasatı kaldırıp tanrılara sunmak için götürmeye geldiklerinde, bir ölümsüz annesinin rahmine tohumlarını bırakıp yeniden karşı kıyıya geçmişti. her ne kadar ruhban bunu kabul etmese de, halk Alkhar'ın bir yarı ölümsüz olduğu konusunda hemfikirdi. Ama o, hiçbir zaman bunu bir üstünlük olarak görmedi.
*****************
Dolunay denize düşmüş, mehtap sanki tanrıların huzuruna bir yol olmuştu. Nomi ve Gaya, efsunlu gibi karşı kıyıyı izliyordu. Alkhar yanan ateşe biraz daha kuru çalı attı. Alkhar içindeki huzursuzluğa engel olamıyordu. Yarın tapınağa gidip tanrıların silüetleri huzurunda onlara dua edecek ve çocuklarını ona bağışlamasını dileyecekti. Hem de başrahip Ahura ile bu konuyu görüşecekti. Alkhar'ı bu akıl yangınından Nomi kurtardı. " Babacığım, tanrıları kızdırdık mı biz? Aramıza neden denizden engel koydu? Bizim onları görmemizi neden istemiyorlar?" Alkhar, Nomi ve Gaya'nın saçlarından öptü. Kızıl sakallarını kaşıyarak konuşmaya başladı. " uzun yıllar önce Zellan, Kallac, Efenosya halkları kan davası içindeymiş. Taki, cehennem kan davasından ölenlerle tıka basa dolup dünyayı titretene kadar. Dünya o kadar titremiş ki deniz kabarmış. Dünya'nın bazı yerleri delinip kötü ruhlar cehennemden kaçmış. Tanrılar savaşı bitirmek için kendi ülkelerinden ölümsüzleri göndermiş. Ölümsüzler savaşan herkesi öldürüp tanrıların buyruğunu halklara anlatmışlar. Cehennemden kaçan kötü ruhlar bize zarar vermesin diye onlara çalışıyoruz. Güçlenip kötü ruhları yeniden cehenneme atsınlar diye.
Alkhar ayağa kalktı. Heybesinden bir elma çıkarıp hançeriyle dilimlemeye başladı. -Gaya başını kaşıyarak- " Babacım sen olmazsan Nomi beni öldürür mü?" bu soru Nomi'yi de Alkhar'ı da şaşırtmıştı. İkisi de birbirlerine baktılar. " Hayır oğlum neden böyle düşündün?" " Tanrılara olan korkusundan mı bir şey yapmaz?" " Seni sevdiği için, hayatta sana muhtaç olduğu için bir şey yapmaz." kıyıya vuran iki dalga zamanı kadar sessizlik oldu. " O zaman tanrılara ne gerek var babacım?" Alkhar duyduğu bu soruyla irkildi. Elindeki hançer sağ elinin baş parmağı ile işaret parmağının arasını kesti. Başından aşağı kaynar sular dökülmüştü. Oğluna hak vermenin şaşkınlığıyla, korku karışıp vücudunu sardı. Gerçek neydi? Doğru ne demekti? Elindeki kesiğe bakmak için ateşe doğru tuttu. Çapraz yatık kıpkızıl bir çizgiydi.
Alkhar yumruğunu sıktı, bir damla kan elinden süzülüp yanan ateşin içine düştü. Yüzünü tanrıların yuvasına dikti. O ufacık kan damlası, koskoca üç kavmi, tanrıların çığlıkları arasında boğacaktı.
*****************
Alkhar, elinde büyük bir meşale ile Zellan tapınağının basamaklarını tırmanıyordu. Tapınak, Zellan'ın en yüksek ve en büyük yapısıydı. Bütün Ruhban sınıfı aileleriyle beraber burada yaşıyorlardı. Zellan'ın maliyesinden kolluk kuvvetlerine kadar buradan yönetiliyordu. kısacası burası Ruhban'ın karargahıydı. Alkhar tapınağın kapısına geldiğinde iri yarı, elinde on kiloya yakın baltalı iki tapınak muhafızı önüne geçti. Alkhar kara başlığını kaldırıp yüzünü gösterdi ve geliş nedenini söyledi. Tapınağın dev kapısı ardına kadar Alkhar için açıldı. Tam bu sırada Parraktum elinde büyük bir bohçayla tapınaktan çıkıyordu. Parraktum Alkhar'ı görmezden geldi. Utanıyordu çünkü. Alkhar boynunu iki yana doğru esnetti ve içeriye girdi.
Karşısında upuzun bir koridor ve karşılıklı tanrıların heykellerini buldu. Alkhar koridorun sonunda Ahura'nın odası olduğunu biliyordu. Emin adımlarla yürümeye başladı. Ama bu kararlılığını tapınağın taştan duvarlarını inleten minik bir kızın çığlıkları bozmuştu. Ruhban'a olan faizi birikip ödeyemeyen haneler kızlarını Ruhban'a fahişe ederek ödüyorlardı. Alkhar gözlerini yumdu. Duymamak için başka şeyler düşünmeye çalıştı çalıştı çalıştı.. olmuyordu. Sinirden yumruklarını sıktı. Dün geceki kesik yeniden açıldı, ve bir damla kan Tapınağın tam ortasına düştü. Alkhar düşen kan damlasına baktı bir anda gözlerini tanrıların silüetlerine çevirdi.Hepsi ona bakıyordu. Attığı çığlıktan kulak zarı patlayan küçük kızın feryatlarına hıçkırıkları karıştı. Sanki tüm tanrılar ona bakıyordu. Ama bu bakışlar düşmancaydı sanki Alkhar'a yapma diyorlardı. Peki Alkhar neyi yapmayacaktı? Alkhar bir an tüm gücünden düştü. Dizlerinin bağı çözülmüştü. İçinden bütün tanrıları devirmek geçti. Tüm gücünü toplayıp yürümeye devam etti.
Ve birden çığlıklar kesildi. Bir süre sonra bir sürgü sesi geldi. Alkhar arkasını dönüp baktı. Cehennem Tanrısının heykelinin arkasındaki odadan kolluk kuvvetleri komutanı Speron ve iki muhafızı çıktı. Speron Alkhar'ı fark etmemiş olacak ki, beyazlar üzerine işlenmiş ; mavi, altın sarısı, erguvan çizgili ipekten elbisesini çekiştirip duruyordu. bir süre sonra fark ettiğinde Alkhar saygı göstergesi olarak başını yana doğru eğdi. Speron ellerini iki yana açarak " Zeytin bahçelerinin yüce koruyucusu! Bir ölümsüzün oğlu yüce Alkhar! Tapınağa uğrayarak burayı şereflendirmenin sebebi nedir? Çelik bileğini sana bahşettiler diye tanrılara şükranlarını mı sunmaya geldin?" Gülerek ellerini birleştirdi. Alkhar sinirlerine hakim olmaya çalışıyordu. " Şanlı Zellan kolluk kuvvetlerinin komutanı Speron! Zerranos( Savaş tanrısı) yanında olsun! Benim derdim Ahura ile görüşmekti. Benim Ulu Ruhban'dan bir ricam olacak. Ölümsüzler geldiğinde oğullarım Nomi ve Gaya'yı tanrıların diyetinden korumanızı istiyorum. Size ne isterseni vermeye razıyım." Speron gözlerini uzaklara dikti. Sana yıllar önce kolluğa katılman için bizzat teklifte bulunmuştum hatırlıyor musun?" Alkhar onaylayan bir şekilde başını aşağı yukarı salladı. " Teklifim hala geçerli değil. Çocuklarının canını bağışlamak istiyorsan - Biraz durakladı ve dilini üst dudağının üzerinde gezdirdi. Alkhar'ın yüzüne bakmıyordu. gözlerini hala diktiği yerden ayırmamıştı.- neydi o sarışın mavi gözlü olan oğlunun adı? hey tamam hatırladım. Gaya! onu istiyorum! onu kutsayacağım. canını bağışlamak için sadece bu şekilde yardımcı olurum."
Alkhar dişlerini sıktı. Beyni alev alıyordu. Yüreğinde savaş davulları çalmaya başlamıştı. Speron bir adım geri çekildi." teklifimi biraz düşün kabul edersen buraya gelmene gerek yok. Evine bir süvari gönderip çocuğu aldırırım." ve koridorda yürümeye devam etti.
Alkhar yıkılmıştı. Yıkılan sadece Alkhar olmayacaktı. Elindeki kesiğe bir kez daha baktı. Bir fısıltıyla " Kan buraya da döküldü. Kan buraya da döküldü" dedi ve çıkışa doğru tanrıları titreten bir ihtişamla yürümeye koyuldu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder